2 results listed
İslam inanç sisteminde insan Allah’ın en değerli yaratığıdır. diğer bütün yaratıkları insan için yaratmıştır ve insanın emrine vermiştir. İçinde hayat bulduğumuz şu yer küre içindeki bütün canlılarıyla, bitkileriyle suyuyla havasıyla insanın yaşayacağı en uygun bir çevre kılınmıştır. Öyle bir çevre ki sürekli kendisini yenileyen temizleyen canlı bir varlıktır ve muazzam bir dengeye sahiptir. İnsanda bulunan hükmetme, daha çoğuna sahip olma hırsı insanı bu muazzam dengeyi bozacak bir takım davranışları sevk etmektedir. .
İnsanlar çoğaldıkça, geliştikçe medeniyetler inşa etmek ihtiyacı hissetmişler bunun için doğayı tahrip etmişler, ne var ki! kurdukları medeniyetler çoğu zaman tahrip ettikleri doğa sebebiyle yıkılmak durumunda kalmıştır.
İnsanlık tarihi boyunca Allah’ın elçileri insanları Allah’ın doğaya koyduğu dengeyi bozmamaları konusunda uyarmıştır. Bu yönüyle çevrecilik insanların çevreyi tahrip etmeleri kadar eskidir.
Şurası bir gerçektir ki günümüzdeki çevre tahribatı tarihin eski devirleriyle değil yüz sene öncesiyle bile asla ölçülemez
Dün ağacı kesmek yere çöp atmak çevreyi tahrip etmek anlamı taşıyordu. Bu gün ise sanayileşmenin ve ileri teknolojinin getirdiği o kadar çok sayıda problem var ki doğanın dengesinde tamiri mümkün olmayacak yaralar açmakta, Biyolojik kirlenmeden kimyasal atıklara, gürültü kirliliğinden nükleer tehlikeye varıncaya kadar yüzlerce ayrı konuda doğa tahribatı ile karşı karşıyayız.
İyimser düşünüldüğünde, bu gün insanlık artık olanların farkına varmaya başlamıştır. Veya içimizde en azından bunları dile getiren, insanlığın sağır kulaklarına duyurmaya çalışan birileri var.
Ancak maalesef ki bu haykırışlar cılız kalmaktadır. Bu gün toplumlar ve devletler, çevre tahribatını durdurma için bir takım sözleşmeler yapmakta, ulusal veya uluslar arası kurallar ve kanunlar ihdas etmektedirler. Toplumların yönetilmesinde ve yönlendirilmesinde kanunların hükümranlığı yanında dinin koyduğu kuralları hesaba katmak zorundayız. Çünkü semavi dinlerin tamamında insanın insana ve topluma saygısı esastır. Özellikle İslam’ın bu konudaki hassasiyeti insanlara, özellikle Müslümanlara yeterince anlatılırsa çevreyi korumakta daha başarılı olacağımız muhakkaktır. Çünkü İslam’ın bütün prensipleri insan merkezlidir. Nihaî noktada insana zarar verecek her türlü eylemi yasaklamış, bunun aksine insana ve insanlığa fayda verecek faaliyetleri emretmiştir. Zaman ve şartlar ne kadar değişirse değişsin, çevre problemi ve algısı ne olursa olsun, İslam’ın insan merkezli bu bakış açısı meseleyi tam olarak teşhis etmiş ve tedavisine işaret etmektedir. Bu hususta İnsanlarda ki doğayı tahrip etme insiyakını ortadan kaldıracak en önemli çare olarak önümüzde durmaktadır.
Tuketim Toplumu ve Cevre Sempozyumu
TTCS
Yakup Kocyigit
Sünnet İslâm Dini’nin dayandığı iki asıldan bir tanesidir. Kur’an’ın uygulanması bağlamında Peygamber’in
(s.a.v) ortaya koyduğu hayâ tarzı ve yolu diye tarif edebileceğimiz sünnetin söz ve yazıyla ifadesine ise hadis
denilmektedir. Bu dinin insanlara ilk tebliğinden itibaren Peygamber’in söyledikleri, yaptıkları ve tutumu inananlar için
çok önemli olmuştur. Resûlullah daha hayatta iken Müslümanlar, Peygamber’in sözlerini ve kendisiyle ilgili durumları
öğrenmişler ve muhafaza etmişlerdir.
Asırlar boyunca Müslümanlar hayatlarının tanziminde Peygamber’e benzemeyi ve onun söylediklerine uymayı
büyük bir erdem olarak görmüşlerdir. Dini veya gayri dini her alanda onun sözlerini birbirlerine hatırlatmışlardır.
Çünkü O, Allah’ın (c.c) işareti doğrultusunda güzelin en güzelini ortaya koymuş, insanlara hikmeti öğretmiştir.
İslâm tarihi boyunca dini kitapların dışında bile yazılan her eserde, her konuda Peygamber’in sözleri
nakledilmiştir. Gerek tıb, coğrafya, astronomi gibi bilim alanlarında yazılan eserlerde, gerek edebi eserlerde
peygamberin sözlerinden insanlar kendilerine dayanak aramışlar ve O’nun sözlerini nakletmişlerdir. Aslında onun
sözlerini nakletmenin de bir üslubu vardır.
Elbette bu konunun detayları incelendiği zaman Peygamber (s.a.v) sözlerinin toplanmasında naklinde bazı
aksamalar olmuştur. Peygamber adına yalan söyleyen bazı bedbahtlar da var olagelmiştir. Ama kendi sistematiği
içerisinde bunlar değerlendirilmiş, doğrusu yanlışı, O’na ait olanla olmayan ayırt edilmeye çalışılmıştır.
Her alanda olduğu gibi, insanları arındırıp kemale erdirme iddiasında ve gayretinde olan mutasavvıflar
insanları irşat ve tezkiye için geliştirdikleri sistemi Peygamber’in uygulamalarına dayandırmaya, bu maksatla yazdıkları
eserlerde Hz. Peygamber’den sözler nakletmeye özen göstermişlerdir. Ancak yapılan nakiller hadis ilmi ile uğraşanlar
tarafından çoğu zaman tenkit edilmişlerdir.
19 yy. mutasavvıflarından olan Safranbolu’lu Mehmet Emin Şükrü Efendi, Tasavvuftaki seyr-u sülük ile ilgili
yazdığı Mir’âtü’l-âşıkîn isimli eserinde kâmil ve mükemmil olmanın yollarını anlatırken bazı hadisler zikretmiştir. Bu
çalışmada bu hadislerin sıhhat değerleri ve hangi bağlamda kullanıldığı ile ilgili değerlendirmeler ortaya konulacaktır.
Uluslararası Geçmişten Günümüze Karabük ve Çevresinde Dini, İlmi ve Kültürel Hayat Sempozyumu
UGGKS2019
Yakup Kocyigit