SEARCH RESULT

Year

Subject Area

Broadcast Area

Document Type

Language

4 results listed

2019 Sünbül Sinan ve Bir İlahisi Bağlamında Tasavvufî Görüşleri

Amasya’nın Merzifon ilçesinde dünyaya gelen ve Halvetiyye-Cemaliyye tarikatının Sünbüliyye kolu, kendisine nispet edilen Sünbül Sinan’ın asıl adı Yusuf Sinan’dır. Sünbül lakabı şeyhi, Cemâl-i Halvetî tarafından kendisine verilmiştir. Daha sonra ise bu lakapla meşhur olmuştur. II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanûnî Sultan Süleyman dönemlerini yaşayan Sünbül Sinan, oldukça aktif geçen bir hayata sahiptir. Sufimiz önce medrese eğitimi almıştır. Bu eğitim esnasında tasavvufî düşünceye muhaliftir. Ancak şeyhi ve mürşidi Cemâl-i Halvetî ile karşılaşınca bu görüş ve düşüncelerinden vazgeçip; tasavvufî eğitimine onun gözetiminde başlayıp üç senede seyr ü sülûkünü tamamlayarak hilafet icâzetini alıp, Mısır’a halkı irşadla görevlendirilmiştir. Hocası ve şeyhi Cemâl-i Halvetî’nin vefatından sonra Koca Mustafa Paşa Dergâhında postnişin olmuştur. Bu tarihten vefatına kadar, kendi adıyla anılacak olan bu dergâhta irşad faaliyetini sürdürmüştür. Bu tekkede müridlerinin eğitimi ile uğraşırken cuma günleri Ayasofya ve Fatih camilerinde vaaz vermiştir. Bu gelenek Sünbül Sinan’dan sonraki şeyhlerle devam etmiştir. Çünkü bu tekkede göreve gelen mürşidler genelde medrese kökenli, zahir ve batın ilimlerine sahip kimselerdir. Sufimiz 1529 yılında İstanbul’da vefat etmiş; cenaze namazı Fâtih Camii’nde Kemalpaşazâde tarafından kıldırılmış ve görev yaptığı Koca Mustafa Paşa dergâhının hazîresine defnedilmiştir. Zahiri ve bâtıni ilimlere vakıf olan Sünbül Sinan birçok eser kaleme almıştır. Bu eserleri yanında, Bursalı Mehmed Tahir Efendi’in belirttiğine göre, Sünbül Sinan'ın bazı arifane ilahileri bulunmaktadır. "Gel ey salik diyem bir söz ki haktır" mısrasıyla başlayan on beyitlik bir ilahisi bestelenmiş ve tekkelerde zikir törenleri sırasında okuna gelmiştir. Bu ilahi, Cabbarzâde (Çapanzâde) Mehmet Ârif Bey “Miftâh-ı Hazâin-i Rahmâniyye” adıyla şerh edilmiştir. Bu çalışmada Cabbarzâde Mehmet Ârif Bey’in bu şerhi çerçevesinde Sünbül Sinan’nın tasavvufî görüş ve düşünceleri izah edilmeye çalışılacaktır.

International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD

Halim GÜL

368 316
Subject Area: Social Sciences Broadcast Area: International Type: Oral Paper Language: English
2018 Havf And Recâ In The Thought Of The Mevlânâ

The Sufism two concepts, havf and reca, are marked by various metaphors in the works of Mevlana Celaleddan-i Rumi, the great Sufi and the philosopher. Havf; fear of a bad event that will occur in the future of the heart is burning and uncomfortable. Because man is afraid that something he doesn't like or that he doesn't get what he wants. The fear implied here is to fear that man who is away from Allah and to act in contradiction with him. Of course, the amount of this fear is proportional to the servant of God knows. As a matter of fact, the Prophet (p.): “In The beginning of wisdom is fear of Allah.” The reca, which is the opposite of the Havf, is the taste that the heart feels like waiting for something like Havf. The anticipated and expected thing is based on several reasons. If these reasons have been fulfilled, waiting for the beautiful thing to happen is called reca. But expecting to have that thing without fulfilling these reasons is not a reca but wish. The wish leads people to inertia and laziness, and does not lead them to the path of exertion and effort. The case of the owner of Reca is exactly the opposite. Therefore, the reca is good and beautiful but the wish is bad and ugly. Islamic religious is a religion built on fear and hope. This is because the Qur'an commands the human being to be distant from the overdoing and understatement and to give importance to the principle of balance. For this reason, the role of fear and hope in human life is mentioned together. It is not possible to understand or disclose Mevlana from the two main sources of Islam, the Qur'an and the Sunna, which shape its beliefs and faith. Mevlana's real thought must be sought in the light of his works and words, rather than the epic books written after his death and his rumors are controversial. Because when his thoughts are examined in a careful and systematic integrity, it will be seen that all his works were written to express the belief in oneness which is the basis of Islam based on the verses of the Qur'an and the hadith of the prophet. In the light of these explanations, we will try to examine the thoughts of Mevlana about havf and reca with the outlines of Mevlana’s work, who lives with the Qur’an and tries to interpret the orders of Allah in the way that people can understand

International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD

Halim GÜL

432 357
Subject Area: Social Sciences Broadcast Area: International Type: Oral Paper Language: English
2018 Mevlânâ’nın Düşüncesinde Havf ve Recâ

Tasavvufi iki kavram olan havf ve recâ, büyük sûfî ve düşünür Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, eserlerinde çeşitli metaforlarla işarette bulunulmaktadır. Havf; gelecekte vuku bulacak kötü bir olaydan korkarak kalbin yanması, rahatsız olmasıdır. Çünkü insan ya başına hoşlanmadığı bir şeyin gelmesinden veya arzu ettiği bir şeyi elde edememekten korkar. Burada kastedilen korku, insanın, Allah’ın kendisinden uzak kalmasından, O’nun gözünden düşürecek aykırı davranışlarda bulunmaktan korkmaktır. Tabi bu korkunun miktarı kulun Allah’ı bilmesi ile orantılıdır. Nitekim Peygamber (s.): “Hikmetin başı Allah korkusudur.” Havfın zıttı olan recâ ise havf gibi gelecekte vuku bulacak bir şeyi beklemek ve ummaktan kalbin duyduğu lezzettir. Umulan ve beklenen şeyin olması, birtakım sebeplere dayanır. Eğer bu sebepler yerine getirilmiş ise o güzel şeyin olmasını beklemeğe, recâ denir. Fakat bu sebepleri yerine getirmeden o şeyin olmasını beklemek reca değil temenni olur. Temenni ise insanı atalete ve tembelliğe sevk eder, cehd ve gayret sarfetme yoluna sevk etmez. Recâ sahibinin durumu ise tam bunun aksinedir. O halde recâ iyi ve güzeldir, fakat temenni fena ve çirkindir. İslam dini korku ve ümid üzerine inşa edilmiş bir dindir. Çünkü Kur’ân, insana ifrat ve tefritten uzak ve denge prensibine önem vermeyi, yani vasat bir kimse olmayı emretmektedir. Bu nedenle insan hayatında korkunun ve ümidin rolü birlikte zikredilmektedir. Mevlânâ"yı, düşüncesine ve inancına şekil veren İslam’ın iki ana kaynağından yani Kur’an ve sünnetten soyutlayarak anlamak ya da anlatmak mümkün değildir. Mevlânâ’nın gerçek düşüncesi, ölümünden sonra yazılan ve sıhhati tartışmalı rivayetlerden oluşan “menâkıp” kitaplarından ziyade, kendi eserlerinin ve sözlerinin ışığında aranmalıdır. Çünkü düşünceleri dikkatli ve sistematik bir bütünlük içinde incelendiğinde, bütün eserlerinin Kur"an ayetlerinden ve peygamberin hadislerinden hareketle İslam’ın esası olan tevhit inancını dile getirmek üzere yazıldığı görülecektir. Bu açıklamalardan hareketle, çalışmamızda, hayatını Kur’an ile yaşayan, bütün eserlerinde Allah"ın emirlerini insanlara tefsir etmeye, onların anlayabileceği seviyeye çekmeye çalışan Mevlânâ"nın “havf ve recâ” konusunda ne düşündüğünü öncelikle kendi eserlerinden yola çıkarak ana hatlarıyla incelemeye çalışacağız

International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD

Halim GÜL

386 224
Subject Area: Social Sciences Broadcast Area: International Type: Oral Paper Language: English
2019 MECLİS-İ MEŞÂYİH DEFTERLERİNDE ADI GEÇEN SAFRANBOLULU SUFİLER

On dokuzuncu asra gelinceye kadar Osmanlı Devleti tekke ve tarikatlara doğrudan müdahale etmemiştir. Fakat bazı zamanlarda tarikatlarla irtibatı olan kişi ve guruplar takibata alınmış ise de bunun münferit ve harici birtakım sebeplerden kaynaklandığı kanaatindeyiz. Devletin tekkeleri denetleme işlemine 1793 tarihinde bir grup şeyh efendinin müracaatı sonucunda çıkan fermanla şeyhlerden bir meclis oluşturularak başlandığı görülmektedir. Bu meclise, şeyh ve müritlerden itikadı bozuk olanların tespit edilerek saraya bildirilmesi, kendi başına tekke açanların menedilmesi gibi görevler verilmiştir. Yine bu fermana göre Eyüp, Galat ve Üsküdar’da tekke açmak ve zikir yaptırmak isteyen şeyhler, o bölgelerde sahih itikada sahip ve kabul görmüş şeyhlerin izin ve bilgisi dâhilinde bunları yapabilecekleri ifade edilmiştir. Aslında devletin tekke ve tarikatları denetlemek için çıkardığı ilk remi ferman 1227/1812 tarihlidir. Bu fermanda, meşihatı boşalan tekkelere şeyh tayin etme işlemi, merkez tekkede görev yapan şeyhin diğer şeyhlerle görüşmesi sonucunda seçilen kişi hakkında şeyhülislamlığın görüşünün alınması şeklinde olacağı belirtilmiştir. Hâlbuki daha önce tekke geleneğinde o tekkenin şeyhi, vefat etmeden öce yerine geçecek şeyhi belirlerdi. Bu fermanla gelenek bozulmuş, bu görev merkez tekke postnişinine ve Şeyhülislamlığ’a tevdi edilmiş oluyordu. Bu fermanla içişlerindeki bağımsızlıklarını kaybeden tekkeler, diğer yandan, 1241/1826 yılında kurulan Evkaf-ı Hümayun Nezaret’ine de vakıfları bağlanıp nezaretin kontrolüne girerek iktisadi bağımsızlıklarını da kaybetmiş, maddi yönden devlete bağımlı hale gelmişler, böylece şeyhlerde devletten maaş alan bir memur haline getirilmişlerdir. Bu iki fermanla tekkelere müdahale edildiği ve bunun sonucunda birtakım problemlerin çıktığı 1252/1836 yılında yayınlanan ferman ortaya koymaktadır. Söz konusu fermanda, şeyhlik makamı boşalan tekkelere, hakimler tarafından tarikata mensubiyeti ve tasavvufî eğitimi alıp almadığı meçhul olan şahısların tevcih edilmesi için i‘lâm hazırlandığı ve bunun da tekkelerde bir takım sıkıntılara neden olduğu belirtilmektedir. Aynı tarihte II. Mahmut, tarikat ve tasavvuf mensuplarının uyması gereken bazı kuralları içeren bir ferman yayınlamıştır. Aslında bu fermanla Meclis-i Meşayıh’a giden yolda önemli bir adım atılmış oluyordu. Bu tebliğimizde, Meclis-i Meşayıh’ın kısaca tarihçesinden bahsettikten sonra, İstanbul Müftülüğü Meşihat Arşivi’nde “Meclis-i Meşâyıh Defterleri” başlığında bulunan kırk dokuz defter taranıp, tespit edilen Safranbolulu sufiler incelenmeye çalışılmıştır.

Uluslararası Geçmişten Günümüze Karabük ve Çevresinde Dini, İlmi ve Kültürel Hayat Sempozyumu
UGGKS2019

Halim GÜL

256 289
Subject Area: Agricultural and Biological Sciences Broadcast Area: International Type: Oral Paper Language: English