3 results listed
H. 3. asır İslam ilim, kültür tarihinde bir kırılma noktasıdır. Bu yüzyılı tanımlarken, ilim tarihinde
tedvin ve tasnif dönemi, siyaset tarihinde Abbasîler dönemi, ilim-kültür tarihinde Daru’l-Hikmet
ve Beytu’l -Hikmetin açıldığı dönemdir, demek mümkündür. Arap coğrafyasının kuzeyinde
Harran bölgesinde yer alan antik Yunan pagan tapınaklarının mahzenlerinde bulunan felsefe,
hendese, cebir vb. ait parşömenler alınıp tercüme edilmiştir. Sadece Harran’la yetinilmemiş,
diğer kadim medeniyetler coğrafyasında mevcut olan eserler Bağdat’a taşınmıştır. Bu eserlerin
tercümeleri bir devlet politikası olarak bilinçli ve sistematik bir şekilde yapılmıştır. Tercüme
faaliyetlerinin içeride iki fay hattını tetiklemiştir. 1. Ulumu’ddiniye çalışmalarında Metodoloji
sorunu 2. Savunma refleksi selefi söylemin ortaya çıkmasıdır. İslam aklı bu karşılaşmadan
başarıyla çıkmıştır. İslamın ikinci karşılaşması -içinde bulunduğumuz- moderniteyle olanıdır.
Modernite, Batı dışı toplumların Batının kazanımlarını elde etmek için, yaşadığı tecrübeleri
yaşamasıdır. Modernite karşılaşması Osmanlının savaşlarda toprak kayıplarıyla başlayan,
“nerede yanlış yapıyoruz?” sorunun fiili bir zorunluluğu olarak ortaya çıkmıştır. Bu süreç askeri
alanda başlamış, devlet kurumlarını ıslahı ve toplum mühendisliği şeklinde bir evrilme
yaşamıştır. Şu an halen yaşadığımız bu karşılaşmada aynen hicri 3. asırdaki iki temel fay hattının
ortaya çıktığını söylemek mümkündür. Kuran’ı nasıl anlamak gerekir? Sorusundan hareketle
metodoloji sorunu ve korumacı bir refleksle bunların Kurân ve sünnete dönmek gerekir
formülasyonuyla yaşanan zihinsel kriz aşmak mümkündür diyen selefi söylem. İki dönem -hiçri
3. Asırdaki yaşananlar ve modern batıyla karşılaşma-genel bir bakış açısıyla /panoramik olarak
bakıldığında çok da birbirlerinden farklı olmadığını söylemek mümkündür.
International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD
İbrahim Hakkı İMAMOĞLU
Hicri 3 rd century is a breaking point in Islamic science and cultural history. In defining this
century, in the history of science the period of science and classification , in the history of politics
of the period of Abbasids , Darul-Hikmet and Beytul- Hikmet in the history of science-culture is
opened, it is possible to say. In the ancient Greek pagan temples located in the Harran region in
the northern part of the Arab geography; philosophy, ditch, algebra, etc. Parchments were taken
and translated. Not only was it not enough for Harran, but the artifacts in other places were
moved to Baghdad. The translations of these works were carried out in a conscious and
systematic manner as a state policy. The translation activities triggered two fault lines. 1. The
methodology problems in Works of Ulumudiniyye. 2. It is the emergence of defense reflex -it
means Salafiyye- The Islamic mind has been successful in this encounter. Islam's second
encounter is with modernity.The encounter of modernity began with the losses of the Ottomans
in the land. This process has begun in the military field and the state institutions have continued
in the form of rehabilitation and social engineering. It is possible to say that two main fault lines
have emerged in this encounter. How to understand the Qur'an? Based on the question, the
methodology problem and the protectionist reflex emerged. The name of this protective reflex is
its Salafiyya. When we look at the two terms from a general point of view, it is not very different
from each other.
International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD
İbrahim Hakkı İMAMOĞLU
Din ve siyaset birbirlerinden bağımsız düşünülemeyen iki alandır. Modern dönemle birlikte bu iki kavram arasındaki
ilişki daha da karmaşık hâle gelmiştir. Batı aydınlanma dönemi aslında tanrının kiliseye hapsedildiği ve diğer tüm
alanlardan el çektirildiği bir süreci ifade eder. Geleneksel/ modernite öncesi dönemde din ve siyaset bugüne nazaran
daha nahiftir. Kurucu akıl İslam dinini tüm alanların üstüne inşa etmiş ilkeler olarak görür. Bu ilkelerle siyaseti,
toplumu, sosyal hayatı, şehri kurar. Dolaysıyla seküler bir alan olmaksızın din/İslam her alanın içine sinmiş birer esaslar
bütünüdür. Bugünün tanımlamasıyla dini bir kurum olan müftülük makamı da bundan vareste değildir. Geleneksel
dönemde taşrada siyasetin içinde yer alanbürokratik bir makam olarak görünse de dini hayatın içinde karşılaşılan
sorunlara çözüm üreten sivil bir kurumdur. Müftü, fetva veren bununla birlikte Sünni aklın/paradigmasının temsilcisi
olarak karşımıza çıkar. Safranbolu’daki sivil dinin birer temsilcisi olan müftüler bab-ı meşihat tarafından atanan
kişiler değil, yöredeki eşraf ve din görevlileri tarafından seçilmiş kişilerdir. Meşihat arşivlerindeki ilgili evraklar
incelendiğinde dini hayata müdahâle olmaksızın, dini hayata katkı sağlanması gibi bir esas üzerinden atamaların
yapıldığı görülecektir. Safranbolu müftüsü Reiszade Rıfat Efendi, Safranbolu müftüsü Müftüzade Saadettin Efendi,
Safranbolu Kazası Eflani Nahiyesi müftüsü Yakup oğlu Osman Efendi, Safranbolu Kazası Ovacık Nahiyesi Mehmet
Tahir Efendi, görev yapmasa da Safranbolu Kavak doğumlu olan Muhammed oğlu Mustafa Asım Efendi Osmanlı
son dönemin müftüleridir. Bu müftülerin Bab-ı Meşihat tarafından yapılmış atamalara, maaşlarına, seçilmelerine ilişkin
yazışmalar çerçevesinde Safranbolu’daki dini hayat hakkında bir genellemeye ulaşmak mümkündür.
Uluslararası Geçmişten Günümüze Karabük ve Çevresinde Dini, İlmi ve Kültürel Hayat Sempozyumu
UGGKS2019
İbrahim Hakkı İMAMOĞLU