Avrupa Birliğinin Göç Politikasının Aşırı Sağ Unsurlara Etkileri
AbstractAvrupa Birliği (AB), ‘Arap Baharı’ olaylarının başlangıcında dış göç anlayışının temel felsefesini ‘insan hakları ve göçmenler’ olarak belirlemesine rağmen göç politikasını büyük oranda güvenlikleştirme yaklaşımından hareketle oluşturmuş ve bu bağlamda aşırı sağ unsurların öne sürdüğü tezlerden faydalanmıştır. Güvenlikleştirme kavramına göre devlet herhangi bir sorunu bekası için tehdit olarak algıladığı zaman, artık o soruna öncelik vermektedir. Güvenlik sorunu olarak sunulan gelişmeye müdahale etmek için politik yapı özel haklara sahip olduğunu ilan etmektedir. Bu ilanın ardından bu bekası içi tehdit olan sorunu bertaraf etmek için olağanüstü yöntemlerle ve acilen olarak müdahale edilmesi konusunda algılayıcı kitleyi de ikna ettiği takdirde güvenlikleştirme süreci oluşmuş olmaktadır. 11 Eylül sonrası dönemde gelişmiş ülkeler göç olgusunu güvenlik çerçevesinde ele alarak, “tehdit altındayız” söylemini oluşturmuşlardır. güvenlikleştirilmesi halklar arasındaki uyum sürecinin sekteye uğramasına yol açarak, biz ve onlar karşıtlığının daha derine yerleşmesine zemin hazırlamıştır. Bu bağlamda aşırı sağ unsurlar hem AB’nin söz konusu politikayı oluşturmasına zemin hazırlamışlar hem de oluşturulan bu politikadan beslenmişlerdir. Bu durum AB’nin kendi normatif gücünün ve kredibilitesinin büyük zarara uğramasıyla birlikte üstünde değerlerin - örneğin AB’nin dayandığı demokrasi, insan hakları, çoğulculuk, çok kültürlülük - aşınması sonucunu doğurmuştur. Çalışmada AB’nin göç politikasına oluştururken güvenlikleştirme yaklaşımıyla hareket ettiği ve bu durumun da AB’de hali hazırda var olan “aşırı sağ” unsurları beslediği ileri sürülmektedir.